Metin Caba
Belgesel, dizi, sinema, televizyon programlarında çeşitli görevler alan Metin Caba, uzun süredir medya sektöründe yer çalışmalar yapıyor. C .. devamı..
Sinema dünyası için 2019 verimli geçen yıllardan biri olurken birçok yapım yıl boyunca en çok seyredilen filmler arasına girmeyi başardı. Filmlovers 2019 sinema sektörünün en çok izlenen yapımlarını tespit ederek bir sıralama yaptı. Filmlovers’ın sıralamasına göre 2019’da en çok izlenen filmler, Netflix tarafından hakları satın alınan ve bu platformda gösterime giren filmler. Marriage Story ve The Irishman 2019’un en iyi filmleri sıralamasında ilk 5’e girerken bu filmler de Netflix tarafından yayın hakları olma özelliğine sahip. Filmlovers 2019’un en iyi filmlerini seçerken oldukça geniş bir yelpazede çalıştı. Filmlovers web sitesine yapılan yorumları baz alarak 2019 yılında en çok izlenen 20 filmi sıraladı. İşte 2019 yılının en çok izlenen filmleri;
Sinik ya da çaresiz değil, sonu ne olursa olsun bambaşka olasılıkların varlığına ve imkânına işaret ediyor. Filmde yer alan Céline Sciamma’nın karakterleri gerçek ve yaşıyor. Toplumun dikte ettiği sona doğru evrilse de karamsarlık hakim olmuyor. Az söz ve az karakterle çok iyi bir iş başarılmış ve muhteşem senaryo ve sahneleriyle Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi en çok izlenen film sıralamasında ilk sırada olmayı başarıyor.
Dünyaca ünlü tür sinemasını ters yüz eden filmleriyle bilinen Bong Joon-ho, asla vazgeçmediği sınıf meselesini yine en bariz hâliyle, hatta politik bir ısrarla hikâyesinin en temeline oturtuyor. Bu sefer bir çekirdek aileye odaklanıyor ve onları kendi deyişiyle sanki “mikroskoptan bakarcasına” gözlemliyor. Karakterlerinin ağzından sorduğu “İyi oldukları için mi zenginler, yoksa zengin oldukları için mi iyiler?” sorusunun peşinden giden yönetmen, gerilim türünün ayrıntılarla, yakın planlarla ve “son dakika anlarıyla” ilişkisini bir ailenin, evin ve şehrin her yerine sinmiş sınıfsal eşitsizliğin ve öfkenin izini sürmek için kullanıyor. Bir aile olduklarını gizleyerek Park ailesinin yanında çalışmaya başlayan Kim’lerin trajikomik hikâyesini konu alan film, sınıflararası gerilimi mizahi bir dille ele alan ve sembolik mizansenleriyle öne çıkan usta işi, farklı ve oldukça başarılı bir yönetmenlik örneği.
Marriage Story’nin bu denli başarılı bir anlatı sunmasındaki en kilit unsurlardan biri samimiyet. Baumbach, hem seyircilere hem de filmdeki karakterlerine içten bir samimiyet sunuyor. Aynı türde çok fazla film olmasına rağmen bir evlilik draması olan Marriage Story çok farklı bir üslupla seyirciyi yakalamayı başarıyor. Gerçek hayatın bir parçasının sunulduğu filmde herkes bir şekilde empati kuruyor ve bu sebeple film birçok farklı kesim için tercih edilebilir hale geliyor.
Görünürde bir mafya hikayesi anlatan The Irishman, düzenbazlığın ve sahtekârlığın kol kola yürüdüğü bir sistemin nasıl meşru ve yasal yollarla sürdürülebileceğini gösteriyor. Film, eğer yasaya takılırsan bunun önemli bir değişiklik yaratmadığını, yüzeyin altında derin katmanlar hâlinde savaş, sınıf bilinci, aile, hukuk sistemi ve sosyal statülere dair vurucu bir anlatı sunuyor. Yönetmenin siyahlardan ve kadınlardan uzak İtalyan Amerikalı sineması artık günümüz sinema tartışmalarında eksik ve sorunlu olarak değerlendirilebilecek olsa da bu dünyadan bir Martin Scorsese’nin geçiyor olmasına şahit olduğumuz için kendimizi hâlâ şanslı sayabiliriz.
Yönetmenlerin kişisel hikâyelerinden yola çıkarak çektikleri sayısız başyapıttan biri de Acı ve Zafer. Benzerleri çok fazla olan Acı ve Zafer’in başarısı özgün ve dürüst bir film olmasından kaynaklanıyor. Özgünlüğünü içerdiği karamsar olmayan burukluk ve hüzün de kökenini bu dürüstlükten ve cesurca kendiyle yüzleşmekten alıyor. Almodóvar, sinemanın yani en iyi yaptığı şeyin yardımıyla iyileşiyor, geçmişin acılarıyla yüzleşiyor ve zaferi de yine burada buluyor. Ve bu sefer belki de sadece sinema perdesinde, sinemayı Almodóvar sevenlerin elde edebileceği bir zafer.